Sitemize HoşgeldinizBaşkanYatırım ve ProjelerimizİletişimFoto GaleriBasın
   

 

Kalecik Kalesi


                                                            YILDIRIM GELİYOR
 
1361de Kastamonu Beyi Celaleddin (kötürüm) Bayezid Anadoluda birçok Kaleyle birlikte Kaacık Kalesini de ele geçirmiş Osmanlıya rahat vermiyordu. Etrafına sürekli dehşet saçıyordu. Halk sürekli çıkan çatışmalardan tedirgindi. Anadolu birliği dağılmıştı. Bu Osmanlı için büyük bir tehditdi. Kötürüm Bayezidden sonra Osmanlıların himayesinde Kastamonu Beyi olan Süleyman Paşa, Kosova Savaşında, yardımcı asker yolladığı gibi, Sultan Yıldırımı hep desteklemişti. Ancak, beyliklerin birer birer ortadan kalkmasıyla sıranın kendisine geleceğini hisseden Süleyman Paşa, Osmanlılardan yüz çevirerek Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin ile anlaşmış ve bu suretle, Yıldırımın elinden kurtulduğunu sanmıştı.

1392 yılı Temmuz sıcağıydı. Kalacık ovası her zamanki ihtişamıyla hazinei rahmetten türlü türlü meyvelerini veriyordu. Pala Hüseyin Kızılırmak kenarındaki bahçesinde günlük işleriyle uğraşıyordu. Emvaye çeşit meyve sebze dallarda kırılıyordu. Şehrin tepesindeki İdris Dağdan 12 ay kar kalkmazdı. Gürül gürül sular ırmağın çağrısına kendilerini kayalara çarpa çarpa koşuyordu. Her şey güllük gülistanlıktı. Ama şehir ahalisi Kastamonu Beyinden şikâyetçiydi. Başıbozukluk vardı buda ahalinin canını sıkıyordu. Arada sırada şaki (eşkıya) dadanmaları halkı canından bezdiriyordu.
Pala Hüseyinin bahçesi Selçuklu yadigarı taş köprünün yakınındaydı. Bu köprünün yedi gözünden birden Kızılırmak deli gibi akar geçit vermezdi. Geniş omuzlu, pala bıyıklı Hüseyin Ağa civanmert bir adamdı. Hanesinin nafakasını bu bahçelerden sağlıyordu.

Öğle üzeri olmuştu. Namaz vaktinin yaklaştığını anlamış billur gibi ırmaktan abdest almaya gidiyordu. Tam bu arada köprünün üzerinde üç atlı Osmanlı askeri gördü. Bayağı tedirgin olmuştu çünkü o dönemde ortalık çok karışıktı. Askerler etrafı araştırıyorlardı. Büklerin arasından olanları sessizce takip etti. Etrafı bir süre inceleyen askerler geri dönüp gözden kayboldu. Aklına Osmanlının kaleyi zapt etmeye niyetli oldukları geldi.
Üç atlı asker Yeşildere etrafında otağ kuran Sultan Yıldırım Bayezidin habercileriydi. Sultan Yıldırım, Candaroğlunun bölgedeki hâkimiyetine son vererek birliği sağlamaya karar vermiş Engürü Kalasını zaptetmişti. Anadolu birliğini sağlamak için sefer başlatmıştı. Kastamonu hâkimi Süleyman Paşa sürekli etraftaki köy ve kasabalara saldırıyor, Kadı Burhaneddinle gizli ittifak yaparak Osmanlıyı da tehdit ediyordu.

İyi bir istihbaratı olan sultan, keşif birliğinden Kalanın ve bölgenin yapısı ile ilgili her türlü bilgiyi almıştı. Keşif birliğindeki süvari sultana son bilgileri de anlattı.

-Devletlü Sultanım Kala yalçın kaya üzre engin bir Kala dır. Dört yanı yalçın kayadır. Surlar gayet heybetli, yüksekçedür. Kıble yönünde garba bakar, yüksek kulelerle berkitilmiş bir kapısu vardır. Şimalinde ulu bir kule dibinde dehliz girişi vardır. Dört yandan tırmanmak mühaldür. Sırtını dağlara vermiş kartal yuvasını andurur. Bütün ova hâkimiyet altındadur. Fethü gayet yaman olsa gerekdür. Amma Osmanlı Sultanına baş eğecekdür
Yıldırım Han vezirleri topladı. Görüşlerini sordu. i Azam Çandarlızade Ali Paşa:

-Devletlü hünkarum. Bu Kala pek yaman ferhadvari bir Kala dur. Dilersüz gece baskını virelüm. Fazla er gırılmasını önlemiş oluruz.

Sultan Yıldırım Han:

-Belüğ Paşa lakin bizim gibi bir cihanmekan devlete karanlığa sığunmak yakışır mı ki böyle tedbür düşünesüz.

Emektar Çandarlı Paşa hafif irkilerek:

-Ondan değül hünkarum hâşâ ordunun gireceğü çok gaza vardur bir kala ile çok kayıplar virmeyelüm deyi düşünürüz. Yoksa orduyu humayun Haktan gayru çekinmez.

Divanda herkes sultanın bu tavırlarına alışıktır. Zira onun için lakabı Yıldırım olmuştur. O sert, kesin ve çabuk kararlar veren bir padişahtır.
Yıldırım yerinden kalkar salta duran divan üyeleri arasında gezinir içine sindiremez ama o da bu beyaz koca sarıkların altındaki çoğu aksakallı ihtiyar ve emektar kafaların çoğu zaman doğruyu söylediğini bilir.

Elini arkadan bağlayarak

- Paşa peki ne zaman hareket düşünürsüz? Nasıl alacaksun bu kartal yuvasını?

Çandarlı başını kaldırır;

- Hünkarum bu kala gündüz gözü fethedülürse çok er kırar. Zira yalçın gaya üzredür. Ordu iki koldan yani bir çenah İdiris Dağdan aşsun, diğer cenah ırmağu dolaşsun, ertesi gün gece imsak vakti baskın virelüm. Nasipse sabah namazını kalada kılalum.

Yıldırım kısa bir süre düşünür lakin Paşanın teklifi makul gelir.

- Belüğ paşa dediğin gibi olsun amma namazı kazaya bıraktırmıyasın.

Ordu yola çıkar, bir kol ırmak yolunu tutar şaşırtmak için, diğer kol koca İdirisi aşar gece boyu. Kalede ortam gergindir. Engürü Kalasının düştüğü haberi alınmış. Kastamonuya haber gönderilerek yardım istenmişse de Süleyman Paşa yapılacak fazla bir şeyin olmadığını görerek Kalacık ı gözden çıkarmıştır. Zira Osmanlıya direnecek gücü yoktur. Kalede ancak 300 e yakın asker vardır. Aşağı varoş çok önceden tedbir olarak sur içine alınmıştır. Şimdi endişeyle Yıldırımın nereden ne zaman taarruz edeceği beklenmektedir. Tabi ki hiç kimse imsak vaktini düşünmemektedir. Kale komutanı da kartal yuvasına güvenmektedir. Zira güveneceği başka bir şeyde kalmamıştır. Halk kalenin mahzenine sığınmış korkuyla beklemektedir.
Gecenin geç saatlerinde ordu bir yandan killik boylarını diğer yandan Uludere civarını tutmuş emir beklemektedir. Yıldırım çok önceleri gönderdiği elçilerle kalenin teslimini istemişse de ret cevabını almış ve oldukça hiddetlenmiştir.

Kala kumandanı bir saldırı beklese de bunun çok yakında olmayacağını düşünmektedir. Buna rağmen erzak stoklarını, su ihtiyaçlarını gözden geçirmiş ve halkı da sur içine almıştır.

Taarruz Çandarlı Paşanın dediği gibi imsak vaktinde yapılacaktır. Az zayiat verilmesi için ve oldukça yüksek olan kalenin kolay zaptı için gece baskını uygun görülmüştü.

Nihayet sabaha karşı öncü birliklere taarruz emri verilir. Kaledekiler iki üç koldan saldıran Osmanlı askeri karşısında şaşkına dönerler. Bir birlikte kalenin arkasından kalkan tarafından hücuma geçer. Kale tam bir ateş içinde kalır. Ama oldukça yüksek olan kaleye top mermileri yetişemez. Surlara tırmanmak zaruridir.

Ortalık bir anda karışmıştır. Her yanda büyük meşaleler, ateşli oklar gecenin karanlığını delmeye başlamıştır. Ova gerilerden şenlik meydanı gibi görülmektedir. Kaladan yağmur gibi yağan oklar Osmanlı askerini güç durumda bırakmıştır. Candaroğlu Kumandanı çatışma esnasında vurulmuş, komutayı yardımcısı almıştır. Dakikalar geçtikçe çatışma şiddetlenmekte bu da Yıldırımı çileden çıkarmaktadır. Mehteran hücum marşıyla ovayı inletirken Yıldırım atına atlayıp surlara doğru sürmek istese de engellenmiştir.

Emektar Çandarlı Paşa daha bilinçli ve sistemli hareket etmekte, az zayiat verilmesine ve kalanın sulh istemesine uğraşmaktadır.

Yıldırım gürler:

Yolu yok izi yok, ne yaman kaladur bu meydan virmez yiğitlüğe.

Bu kala sabah namazına ele geçecek. Bağışımız yoktur biline. Ahalinin can güvenliğine ilişilmiyecek.

Surlardan yağan ok yağmuru kalenin bedenlerini cesetle doldurur. Osmanlı askeri kalkanların altında yavaş yavaş ilerler kapılara. Mancınıklarla atılan gülleler fazla zarar vermez kalın surlara. Mehteranın sesi muazzam gürültünün içinden arada sırada duyuluyordu. Gece karanlığında kale meşale gibi yanıyordu. Sonunda Kale Komutanı daha fazla direnmenin mümkün olmadığına karar vererek teslim bayrağını çekti. Osmanlı askeri kaleyi teslim aldı. Açılan koca kapılardan Yıldırım haşmetle içeri girdi.

Kır atı üzerinde kısa bir konuşma yaptı:

- Bundan böyle canınız, malınız Osmanlıya emanettir. Dileyen kalır dileyen Kastamonuya gidebilür.

Kalenin burçlarına Osmanlı bayrağı çekilir. Şehir halkı Yıldırıma sevgi gösterisinde bulunur. Yıldırımda yağmaya izin vermez. Gün doğmadan ele geçirilen kale yeni sahiplerini de basar bağrına. Emektar Çandarlı Paşada derin bir nefes alır.

Süratle Kastamonuya gelen Yıldırım Bayezid, Kadı Burhaneddin ile birleşmelerine meydan vermeden, Candaroğulları kuvvetlerini bozguna uğrattı.
Süleyman Paşa öldürüldü. Böylece, Candar Beyliğinin Kastamonu şubesi, Osmanlıların eline geçti. Sinop tarafına taarruz etmeyen Bayezid, İsfendiyar
Bey ile anlaşarak, Kıvrım yolunu hudut kesti.

Evliya Çelebinin bahsettiği gibi Yıldırım Han imsak vakti aniden baskın verip kaleyi fetheder. Bizim burada hikâyeleştirmeye çalıştığımız fetih, nasıl olmuş tam olarak bilemiyoruz ancak bilinen şu ki kale 1402 Ankara Savaşından sonra Timurun eline geçer ve Moğollar tarafından yağmalanır. Candaroğlunun eline geçer. Ta ki 1461de kesin Osmanlı hâkimiyeti başlar.